HASTALIK VE ZARARLILAR
Dünyanın
muz yetiştirilen bölgelerinde çok sayıda hastalık etmeni ve zararlı
bulunmuştur. Akdeniz bölgesinde muz yetiştirilen alanlarda görülen en önemli
ve yaygın olan zararlılar nematodlardır. Nematod bitki kök öz suyunu emerek
onun zayıflamasına sebep olurlar. Nematodların en önemlileri spiral ve kök
ur nematodlarıdır. Nematodlar genellikle yapraklarda sararmaya, gövdede yumuşamaya,
bodurlaşmaya ve gelişmede gerilemeye neden olur.
7.1. Muz Zararlıları
Muzda
tropik ve subtropik şartlarda zarar yapan 200'den fazla böcek, 7 akar ve 17
nematod bulunduğu bildirilmektedir. Zararlı böceklerden 5'i önemlidir.
Bunlar;[1]
Muz
Hortumlu Böceği (Cosmopolites Sordidus), Güve (Nacoleia octasema), Trips (Chaetanaphothrips
orchidii), Muz Afidi (Pentalonia nigronervosa) virüs vektörü olarak önemli,
Colaspis hypochlora (Koloopter)'dir. Ülkemizde sayılan bu zararlılar henüz
yaygın değildir. Ancak bazı böcekler, mısır koçan kurdu, prodonya, yeşil
kurt, yaprak bitleri, tavuk, fare, domuz gibi hayvanlar muz bahçelerinde zarar
yapmaktadır.
Muz
bahçelerinde hastalık ve zararlılar görüldüğünde mutlaka ilgili İl ve
İlçe Tarım Müdürlüklerine başvurarak mücadele konusunda gerekli ayrıntılı
bilgileri alınız.
7.1.1. Nematodlar
Bir
çay bardağı kadar toprakta yaklaşık 50 bin kadar nematod bulunabilir.
Dünyada
muz bitkisine zararlı olan çok sayıda nematod bulunmaktadır. Ancak en önemli
gruplar şunlardır.[2]
1.
Kök Oyucu
nematod (Burrowing) - Radopholus similis
2.
Kök-Ur
nematodları - Meloidogyne spp.
3.
Spiral
nematodlar - Helicotylenchus ve Scutellonema
7.1.1.1. Kök Oyucu Nematod (Radopholus similis): Kök dokularına delik açarak çok şiddetli çürümelere neden
olurlar. Muz köklerinin en tehlikeli parazitleridir. Bulaşmış köklerde kırmızı
ve siyah geniş sahalar bulunur ve zamanla bunlar bütün kökün çürümesine
ve açılan bu delikler ikinci bir mantari hastalıklara neden olurlar. Çoğu
hallerde bulaşma o kadar şiddetli olur ki bitkinin devrilmesi ile üretimin
tamamı kaybolabilir. Erken belirtileri arasında yaprak sararması, küçük
parmaklı küçük salkımlar, boğaz tıkanıklığında artışlar (memeden düşme)
ve yaprakların pörsüyüp parçalanması sayılabilir. Ergin Radopholus
nematodu 0.4 - 0.9 mm. uzunluktadır. Jamaika'da bir dişi Radopholus'un 2 hafta
süreyle günde 4-5 yumurta yaptığı saptanmıştır.[3]
Larvaların yumurtadan çıkmaları 7-8 gün olup yaklaşık 13 gün içinde
erginleşirler. Böylece yumurtadan yumurtaya olan hayat devreleri iklim koşullarına
bağlı olarak 20-25 gündür. Toprağın, bitkinin ve organik gübrenin nematod
yönünden temiz olmasına çok dikkat edilmelidir. Gerekirse sık sık nematod
ilaçları ile mücadele yapılmalıdır.
Bizim
ülkemizde Radopholus similis’in bulunduğuna ilişkin bir kayda rastlanmamıştır.
Muzlarda önemli derecede zarar veren bu nematodun ülkemize girmeyişi
sevindiricidir. Akdeniz bölgesinde yetiştirilen muzlarda 1967 yılında görülen
muz zararının ileri derecelere ulaşması nedeniyle bu konu ile ilgili değişik
çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda bölgemiz muzlarında
zararlı olan Spiral Nematodlarından Helicotylenchus multicinctus,
Helicotylenchus pseudorobustus, Kök Ur Nematodlarından Meloidogyne javanica,
M. İncognita, M. Aranorio ve yaprak ve tomurcuk nematodlarından da
Aphelenchoides bicoudatus bulunmuştur.[4]
Bölgemiz
için en fazla öneme haiz olan spiral ve kök-ur nematodları olup, yaprak ve
tomurcuk nematodlarının fazlaca bir etkinliği olmayıp zarar verecek düzeyde
olmadığı, yayılış oranının % 21,7 olduğu saptanmıştır.[5]
7.1.1.2. Spiral Nematodu (Helicotylenchus multicinctus)[6]
Tanınması : Vücudu genellikle eğri veya helezon şeklinde olup, ergin nematodun
vücut uzunluğu ortalama 523 mikrondur. Çıplak gözle görülmezler. Nematod
öldüğü veya gömlek değiştirdiği zaman spiral şeklini aldığından bu
ad verilmiştir. Bunlar köklerdeki bitki besin maddelerini emdikleri için
bitkiyi besleyen kılcal köklerin ölümüne neden olurlar. Köklerin dış yüzeyinde
yaşarlar. İnfekte olmuş köklerde epidermisin hemen altı granüler şekilde
pembeleşir.
Yayılışı: Yurdumuzda da yayılış oranının % 100 olduğu belirlenmiştir.[7]
Yaşayışı : Toprakta çok az bulunan bu nematod, dişi, erkek, larva ve yumurta
olarak, çoğunlukla muz köklerinde bulunmaktadır. Yaşamını muz kökleri içinde
tamamlamaktadır. Bölgemizde Temmuz ve Ağustos aylarında kökteki nematod yoğunluğu
en yüksek, toprakta ise Nisan ve Eylül aylarında en yüksek yoğunlukta
olmaktadır.
Konukçuları : Yurdumuzda gerek bodur muz (Musa cavendishii L.) gerek uzun muz (Musa
sapientum L.) da zararlı olup dünyada şeker kamışı, çay, hint armudu,
havuç, soğan, fasulye, kakao, pancar, bezelye, çeltik, tatlı patates gibi
bir çok bitkide de zararlı olduğu bilinmektedir.
Zarar Şekli : Spiral nematod tüm konukçularında dış parazit olarak zarar
yapmaktadır. Ancak sadece muzlarda iç parazittir. İç parazit olması
nedeniyle muz köklerinin değişik yerlerinden girerek zararını yapmaktadır.
Bu nematodun meydana getirdiği zarar muz köklerindeki yaralarla kolayca anlaşılmaktadır.
Nematodlar epidermis dokularını istila ederler. Ancak bitki dokusuna derinliğine
nüfuz etmezler. Zarar gören dokular birleşerek yara bölgelerini oluştururlar.
Zararlanma sonucunda, muzlarda gelişme önlenmekte, boylar küçülmekte, gövdede
yumuşama, yapraklarda sararma olmaktadır. Muz salkımları yeterince gelişemediğinden
yeterli ürün alınamamaktadır.
Korunma yolları :
Kültürel Önlemler: Muz bahçeleri nematodsuz alanlar üzerinde kurulmalı, nematodsuz
fideler kullanılmalı, dayanıklı muz bitkileri varsa ekim nöbetine sokulmalıdır.
7.1.1.3. Kök Ur Nematodları (Meloidogyne spp.)
Tanınması : Konukçusu olduğu bitkiler söküldükleri zaman köklerde irili
ufaklı urlar görülebilir. Bu urlar enine olarak kesildiği zaman, genellikle
küçük, küresel, beyaz renkli, inci tanesine benzeyen dişi nematodları görmek
mümkündür. Bu urların ortasında
siyahlaşmış yumurta keseleri de bulunabilir.
Urların dış yüzeyi kahverengi bir görünüm almaktadır. Bu urlar
genellikle köklerin uç kısımlarında bulunmaktadır. Köklerin üzerinde
urların oluşmasına neden olurlar. Sonuçta damarsal dokular bloke edilmiş
olur. Bu nematodun saldırısına uğramış köklerde hem küçüklü büyüklü
urlar ve hem de köklerin bisiklet lastiğinin balon yapması gibi gelişmeler görülür
ve bitki büyümesi durur. Urlar kesildiği zaman orta kısımlarına yerleşmiş
küçük, beyaz küre şeklinde dişi nematodları veya kararmış yumurta
torbalarını (toplu iğne başı büyüklüğünde) bulmak mümkündür.
Bitkinin üst bölümüne su ve besin taşıması olamayacağından tipik kuraklık
ve besin eksikliği görülür.
Kök-ur
nematodlarının dişileri armut veya torba şeklinde sabit, erkekleri solucan
şeklinde aktiftir. Genellikle bitki köklerine zarar vererek çok karakteristik
urlara neden olurlar.
Bitki
köklerinde meydana getirdikleri irili ufaklı tipik urlarla tanınırlar. Dişileri
armut veya limon şeklinde olup, urlar içinde bulunurlar. Erkekleri iplik şeklinde
olup, kök etrafındaki toprakta serbest olarak yaşarlar. Endoparazit olan kök
ur nematodlarının beslenmesi sırasında iğne biçimindeki ağzından (stiletinden)
hücre içerisine bıraktığı salgılar sonucunda bitkide etkilenmeler başlamaktadır.
Kök uçlarında kütleşme ve büyümenin durması gözlenir. Köklerdeki
urlanmalar en çok görülen belirtiler olup, enfeksiyon bölgesinde çok sayıda
dallanmalar, sık sık görülür. Nematod enfeksiyonu sonucu oluşan galler,
odunumsu bir yapıya sahiptir. Bitkiler, zayıf bir gelişme gösterirler.
Duyarlı bitkilerde larvalar köke girişten 4-5 gün sonra, ur gelişmesi gözlenebilir.
Toprak sıcaklığı 10 oC nin altında gelişme olmaz. 15 oC
nin üstünde hareketlilik başlar ve köklere giriş olur.
Yayılışı : Bölgemiz muz bahçelerinde Meloidogyne javanica % 100,[8]
M. İncognita % 53,[9]
ve M. Aranorio % 28,5 oranında[10]
yayılış alanı mevcuttur.
Yaşayışı : Sonbaharda bitkilerin çürüyen köklerinden toprağa geçen urlar içindeki
dişilerin bırakmış oldukları yumurtalarla çoğalırlar. Kışı urlu kökler
içinde yumurta veya larva olarak geçirirler. Hafif bünyeli, geçirgen
karakterdeki toprakları severler. 10 oC’nin altında gelişme
olmaz. 20-27 oC arasındaki sıcaklık, gelişmenin ve urlanmanın en
fazla olduğu sıcaklıktır. Populasyon toprakta Eylül ayında artmakta,
Temmuz-Ağustos ayında düşmekte, kökte ise Nisan ayında artmakta, Haziran
ve Temmuz ayında azalmaktadır.
Konukçuları : İki bine yakın konukçusu olduğu bilinmekte olup, yurdumuzda muz
(Musa cavendishii L. Ve Musa sapientum L.) türlerinin toprak ve köklerinde
bulunmuştur.
Zarar Şekli : Muz köklerinin içine girip, muz gövdesine su ve besin taşıyan kökleri
harap ederek, kendi yaşamını sürdüren, toprak altında yaşayan bu
mikroskobik zararlılar, muz köküne hücum ederek, bitki öz
suyunu emerek gelişmesini engellerler. Kökler üzerinde ur oluşmasına
neden olurlar. Bitkinin büyümesini engellerler. Ayrıca kök üzerinde açtıkları
yara yerlerinde mantari hastalıkların gelişmesine neden olarak kök mantarlarının
yayılmasına ve hastalık yapmasına neden olurlar. Nematodların zarar vermiş
olduğu bitki kökleri renksiz, gözle görülebilen kahverengi lekeler halinde
görülmektedir. Bazı türlerin zararları ise kökler üzerinde urlar oluştururlar.
Bu şişkinlikler bıçakla kesildiğinde görülen kahverengi çizgiler
nematodun zarar vermiş olduğu dokulardır.
Kök-ur
nematodlarının sebep olduğu zararlanmalar çok şiddetlidir. Köklerde
meydana gelen zararlar sebebiyle, gelişme durmakta, bitki boyları küçülmekte,
gövdede yumuşama ve yapraklarda sararmalar görülmekte, salkımlardaki
parmaklar yeterince gelişmediklerinden beklenen ürün elde edilememektedir.
Kök-ur
nematodları muzların bodurlaşmasına, yaprakların sararmasına ve düşük
verime neden olmaktadır.
Korunma Yolları : Kök-ur nematodlarına karşı alınması gereken tüm kültürel ve
kimyasal mücadeleler bütün nematodlar için geçerlidir. Farklı bir
uygulaması yoktur.
7.1.1.4. Muz Kök Gal Nematodu
Kök
damarlarında delik açarak şiddetli çürümelere neden olurlar. Erken
belirtileri yaprak sararması, ufak salkımlar, yaprakların pörsüyüp parçalanmasıdır.
Korunma Yolları : Kök-ur nematodlarına karşı alınması gereken tüm kültürel ve
kimyasal mücadeleler diğer nematodlarda olduğu gibidir. Farklı bir uygulaması
yoktur.
Nematodların
neden oldukları zarar toprak tipi, bitki yaşı, içerdiği su, gübre, yağış
ve bulunan nematod grupları gibi bir çok etkene bağlıdır. Üretimde en az %
25 ve en fazla % 90 zarar verirler.
Resim 12. Nematodların Kök Yüzeyinde ve İçinde
Yaptıkları Zararların Görünümü
7.1.1.5. Nematodlarla Kimyasal Mücadele
Muz
bahçeleri nematodsuz alanlar üzerinde kurulmalı, nematodsuz dikim materyali
kullanılmalı, dayanıklı muz bitkileri münavebeye sokulmalıdır. Yeni
dikilecek muz fideleri mutlaka nematod ilaçları ile hazırlanmış ilaçlı su
havuzlarında en az yarım saat
bekletilerek dikilmelidir.
Sistemik
granül ve emülsiyon ilaçlarla mücadelesi yapılmaktadır.
Fenamiphos
etkili maddeli sistemik ilacın (Nemacur EC 400) emülsiyon formülasyonu 7,5 lt/da,
granül formülasyonu (Nemacur GR 10) 30 kg/da dozda kullanılabilir. İlaçlamalar,
ilaç-hasat arası en az bir ay olmak üzere yoğunluğa bağlı olarak, 3 ayda
bir sefer yapılabilir.
Cadusafos
etkili maddeli, kontak etkili sıvı emülsiyon ilaç (Rugby 100 ME) 5 lt/da
dozda yaz aylarında ve granül ilaç (Rugby 10 G) 5 kg/da dozda bakım döneminde
uygulanabilir. Bu ilaç yalak başına 50 gr dozunda toprak yüzüne serpilip
karıştırılır ve sonra sulanır. Bu ilaç Nisan ve Eylül aylarında 2 kez
uygulanır.
İlaçlamaların
ilki Mart-Nisan aylarında yapılan onarım sırasında başlamak üzere 3 ay
ara ile 3 kez yapılmalıdır.
Bölgemizdeki
seralarda nematod için Granül ilaçların Şubat-Mart aylarında bakım-onarma
sırasında toprak içine karıştırılması, Haziran-Temmuz aylarında ise sıvılarının
damlama ile kök bölgesine verilmesi şeklinde uygulanması etkilidir.
7.1.2. Kırmızı Örümcek (Tetranychus spp. (Acarina : Tetranychidae))
Tanınması ve Yaşayışı : Vücut bölümleri kaynaşmış, şekilleri oval görünümlü,
boyları 1 mm. Den küçük canlılardır. Genellikle kırmızı renkli olmakla
beraber, gelişme dönemlerinde renk yeşilimsi-sarı, turuncu veya kahverengi
olabilir. Yeni çıkmış larva 3 çift bacaklı olup, gelişmesini tamamladığında
4 çift bacaklı hale gelir. Dişiler erkeklere göre daha büyük ve dolgunca,
erkekler daha küçük ve karın kısmı geriye doğru daralmıştır.
Kırmızı
örümcekler muz yaprağının alt yüzeyinde ve meyve salkımlarında bitki öz
suyu emmek suretiyle zararlı olurlar. Beslenmeleri sonucunda klorofilin de yok
olmasıyla yaprakların sararma ve bronzlaşmasına yol açarlar. Bu beslenme ve
renk değişimi önce lekeler halinde görülür, sonra bütün toprak yüzeyini
kaplar. Sonuçta bitkilerin beslenmesi gittikçe yavaşlar ve bu da meyveleri
kalite ve kantite bakımından olumsuz etkiler. Meyvelerde zarar genellikle
meyvenin sap ucu dolayında fazla, çiçek ucu kısmında ise daha azdır. Kırmızı
örümcek yoğunluğunun yüksek olduğu durumlarda meyve kabuğunun yer yer kırmızı
bir renk almasına sebep olurlar.
Kışı
genellikle ergin dişi döneminde, ağaçların gövde kabukları altında, kök
boğazında, toprak yarıklarında ve tezek aralarında, ağaçların altında
ve yakınlarında bulunan çeşitli artık ve barınaklarda geçirirler. İlkbaharda
havalar ısındığında yaprak ve daha sonra meyve salkımlarına taşınarak
beslenme ve çoğalmaya başlarlar. Yaz ortalarına doğru hızlı bir çoğalma
gösterirler. Yaprakların alt yüzeyinde damarlar boyunca koloniler halinde
bulunurlar.
Kırmızı
örümcekler, özellikle serada yetiştirilen muzlarda zararlı olurlar. Dış
ortama göre sera içinin daha sıcak ve buna ek olarak doğal düşmanlarından
tecrit edilmiş oluşu, kırmızı örümceklere populasyon gelişmeleri için
çok uygun bir ortam sağlar. Yıl boyunca çok sayıda (7-10) döl verirler.
Sonbahar sonlarına doğru sıcaklığın düşmesiyle birlikte kışlamak üzere
barınaklara göçerler.
Yüksek
bir üreme gücüne sahip olan akarlar, sıcak ve kurak geçen dönemlerde büyük
yoğunluklar gösterir ve tek yönlü azotlu gübreler de çoğalmasına yardımcı
olur. Yağmurlu ve serin geçen dönemlerde ise çoğalmaları yavaşlar. Sera içinde
yapay olarak gerçekleştirilen sisleme ve yağmurlanma uygulamaları da aynı
etkiyi göstermektedir.
Kültür
bitkilerinde zararlı olan kırmızı örümceklerin çoğalmalarını
engelleyen etkenler arasında avcı akar ve böcekler büyük önem taşır.
Bunlar zararlı akarların yumurta ve diğer gelişme dönemlerinde saldırarak
onları baskı altında tutarlar. Ancak çoğu zaman bilgisizce, gereksiz olarak
yapılan insektisit uygulamaları sonucunda bir yandan doğal düşmanların yok
olması, diğer yandan kullanılan ilaçlara bağışıklık kazanmaları
nedeniyle kırmızı örümcekler büyük bir hızla yeniden çoğalırlar.
Bu yüzden kırmızı örümceklerle mücadelede, onların doğal düşmanlarına
zehirli olmayan özel akarisitler kullanılmalı ve gereksiz yere geniş etkili,
kapsamlı ilaçların kullanılmasından kaçınılmalıdır. Bunun yanında
mutlaka her uygulamada farklı etkili maddeye sahip ilaçlar seçilmelidir.
7.1.2.1. Mücadelesi:
İlkbahar
sonlarına doğru birer hafta ara ile bahçelerin ve ağaçların değişik yönlerinden
rastgele seçilecek 100 yaprak ve meyvede kontroller yapılır. Yapraklarda ilk
koloniler veya bir meyvede hareketli dönemde ortalama 5 kırmızı örümcek görüldüğünde
ilaçlamaya karar verilir. Kontrollere mevsim boyunca devam edilir ve yoğunluk
görüldükçe ilaçlama tekrarlanır.
Ayrıca
bu konuda kullanılan ve etkili başka özel akarisitlerde önerilebilir. Ancak
ilaçlama uygulamalarında bitkinin bütün yüzeyinin küçük zerreler halinde
ilaçlanmasına ve her ilaçlamada zararlının bağışıklık kazanmaması için
farklı etkili maddeye sahip ilaçların seçilmesine özen gösterilmelidir.
Uygulama
sırasında motorlu pülverizatörler veya küçük boylu ağaçlar için basınçlı
sırt pülverizatörleri kullanılmalıdır. Uygulamada iyi bir kaplama sağlanmasına,
özellikle yaprakların alt yüzeyleri ile meyvelerin ıslatılmasına özen gösterilmelidir.
7.1.3. PAS BÖCÜSÜ (UYUZ) MÜCADELESİ
Son
yıllarda, havalandırması iyi olmayan bazı muz bahçelerinde, dallarda uyuz
yani Pas Böcüsü yaygınlaşmaya başlamıştır. Uyuzun verdiği zarar meyve
parmakları üzerinde oluşan pas rengi ile kolaylıkla anlaşılabilmektedir.
Bu nedenle bu zararlıya Pas Böcüsü denir. Pas Böcüsü meyve parmakları üzerinde
meyvenin öz suyunu emer, meyve kabuklarını sertleştirir. Zarar gören meyve
ve sürgünlerde büyüme yavaşlar ve durur. Meyvenin piyasa değeri düşer.
Meyve parmağı esmer bir renk alır. Bu renk bozukluğu ilaçlama ile düzeltilemez.
Meyve
kabuğu zamanla çatlar, pul pul dökülür. Pas böcüsü 10 büyütmeli büyüteçlerle
dahi ancak alışkın gözlerin görebildiği, baş tarafı geniş, karın tarafı
dar, havuç biçiminde, yeşilimsi-sarı renkli bir akardır.
Akar,
kışı ağaçların sürgünlerinde, yaprak altlarında ergin veya yumurta
halinde geçirir. Dişiler yumurtalarını meyve ve yapraklar üzerine teker
teker veya gruplar halinde bırakırlar. Yumurtalar kışın 24-30 günde, yazın
2-4 günde açılırlar. Uygun koşullarda pas böcüsü yılda 30 döl verir.
Rüzgar,
böcek ve kuşlar aracılığı ile temiz bahçelere kolayca taşınabilirler.
Turunçgillerde, zeytinde ve bir çok sebzelerde zarar yaparlar. Bölgemizin her
tarafında yaygındırlar.
Pas
böcüsünü yok eden 8 tür faydalı böceğin ülkemizde doğal olarak varlığı
yapılan araştırmalarla bulunmuştur. Pas böcüsünü tam kontrol edebilmek için
ilaçlı mücadelenin yanında bahçelerin temizliğine de önem verilmeli, mümkünse
sebze ekilmemeli, bakımla ilgili her türlü önlem alınmalıdır. Önerilenlerin
dışında, faydalı böcekleri öldürücü, yan etkili ilaçları kullanmaktan
kaçınmalıdır.
İlaçlı
mücadelenin başarısı, zamanın çok iyi ayarlanmasına, geciktirilmemesine
bağlıdır. Pas böcüsü mücadelesine kış döneminde başlanılmalıdır.
Bahçe bir önceki yıl uyuz ile bulaşıksa, kışın pas böcüsü ilaçlarından
biri ile ilaçlama yapılmalıdır. Kışın ilaçlama yapılmamışsa, Mayıs
başından itibaren bahçenin değişik yerlerinden, bahçedeki toplam
ağaç sayısının 1/5 i kadar ağacın her birinin değişik yönlerinden,
meyveler 7-8 günde bir kontrol edilmelidir.
El
lupu ile yapılan kontrollerde ortalama olarak her görüş alanında 1-2 adet
pas böcüsü görülürse ilaçlamaya başlanılmalıdır. Veya pratik olarak
bir bahçenin bir sene önceki meyvelerinde en az % 5 oranında pas böcüsü
zararlanması görülmüşse, o bahçede ertesi yıl kontrole gerek duyulmadan
ilaçlamaya başlanılmalıdır.
Pas
böcüsüne karşı ilaçlı mücadelede aşağıdaki ilaçlar ve dozları
kullanılmalıdır.
İlaçlamalar,
yüksek basınçlı motorlu pülverizatörlerle ağacın iyice ıslanmasına
dikkat edilerek yapılmalıdır.
Binapacryl
içerikli ilaçlar madeni beyaz yağlı ilaçlarla karıştırılmamalıdır. İlaçlamadan
8-10 gün sonra yapılan kontrollerde pas böcüsünün zararı devam ediyorsa
ilaçlama tekrarlanmalıdır.
7.1.4. Muz Tripsleri
Muz
Thripsleri: Muz salkımı ve parmaklarında zararlı olmaktadırlar. Güney
Afrika'da Hercinothrips bicinotus ve Scirthrips signipensis türleri
Mercaptothionlu ilaçlarla kontrol altına alınmaktadır. Yaprak bitleri ile mücadelenin
aynısıdır.
7.1.5. Yaprak Bitleri
Salkım
ve yapraklara zarar verirler. Kimyasal ilaçlarla kontrol altına alınırlar.
7.1.6. Pamuklu Bit
Özellikle
muz fideleri üzerinde, çoğaldıkça meyvelerde ve parmaklarda zarar veren
yaprak biti türünde küçük zararlılardır. Özellikle yaprakların özsuyunu
emerek beslendiklerinden bitkinin zayıflamasına neden olurlar. Emgileri ile
salgılanan akıntılar üzerinde beslenen karıncalar aracılığı ile yayılması kolay olur. Mücadelesi için karınca mücadelesinin de
birlikte yapılması yararlı olacaktır. Yaprak bitleri ile mücadelenin aynısıdır.
7.1.7. Sümüklü Böcekler
Bu
zararlılar geceleyin zarar verir, gündüzleri ise toprak altlarında ve parmak
aralarında gizlenirler. Kimyasal mücadele yapılarak zararları önlenir. Bazı
yıllar çok zararlı olan bu böcekler, geceleri ve çok bulutlu karanlık günlerde
beslenirler. Gündüzleri yaprak altlarında ve parmak aralarında gizlenirler.
Kimyasal yolla kontrol altına alınabilirler.[11]
7.1.8. Cosmopolites sordidus Germar: Muzun rizom ve yalancı gövdesi içinde bir
çok tüneller açarak zarar yapar. Kültürel önlemler, biyolojik kontrol ve
hasat edilmiş bir muzun yalancı gövdesinin
uzunluğuna kesilerek 30 cm. boyundaki parçalarından elde edilen
kapanlar kullanılarak kontrol altına alınmaktadır. Buna karşın kontrol altına
alınamıyor ise toprağın etkisi uzun olan bir insektisitle ilaçlanması önerilmektedir.[12]
7.1.9. Kabuklu bitler: Aenidiella aurantii, chrysomphalus fieus,
aspidiotus elaeidis Marshali kabuklu bitlerinin renkleri sıra ile kırmızı,
erguvani ve beyazdır. İlk ikisi parmaklarda ve yaprakların her iki yüzünde
görülürse de, üçüncüsü yapraklarda ve yaprakların alt yüzünde
bulunurlar. Bu bitler özellikle muzlarda görülen karıncaların toprak ilaçlaması
ile yok edilmesi ve böylece kabuklu bitlerin doğal düşmanlarının
populasyonu artırılarak kontrol altına alınabilir.[13]
7.2. Muz Hastalıkları
Muz
yetiştiriciliğinde dünya çapında önemli bazı hastalıklar vardır. Ancak
bunların büyük çoğunluğu subtropik iklimde, yani ülkemizde görülmemektedir.
7.2.1. Meyve Çürüklüğü
Fusarium
moniliforme, Botrytis cinerea ve Sclerotinia sclerotiorum gibi etmenlerin meyve
uçlarından geriye doğru oluşturdukları çürüklüklerdir. Hasadı yapılan
salkımın taraklara bölünmesinden sonra parmakların olgunlaşmasına doğru
görülür. Hastalanan meyveler puro şeklini andırır. Çürüklüğe
Mantarlar ve bakteriler neden olur. Benomyl ve Thiobendazole gibi belli süspansiyonlarına
taraklar daldırılıp, 1-2 dakika bırakılarak meyve çürüklüğü önlenebilir.
Hasadı
yapılan salkımın taraklara bölünmesinden sonra, parmakların olgunlaşmalarına
doğru görülen bir hastalıktır. Hastalığa mantarlar ve bakteriler neden
olur. En tahrip edici olan etmenlerden biri Gloesporium musarum’dur. Benomyl
ve thiabendazole gibi ilaçların belirli konsantrasyonlarındaki süspansiyonlarına
önceleri salkımdan ayrılmış ve temiz suda yıkanmış taraklar daldırılıp,
1-2 dakika bırakılmakla meyve çürüklüğü önlenebilmektedir.[14]
Meyvelerde
ayrıca Ceratocystis paradoxa, Sclerotinia, Dothiorella, Fusarium, Nigrospora
musae, Deightonella, Gloeosporium musarum gibi mantar hastalıkları da gözlenmektedir.
Kök
Boğazında Anamur’da rastladığımız ağaçların yıkılmasına neden olan
Fil Hastalığı denen bir mantar hastalığı da gözlenmiştir. (Ek
Resim 20. Muzda Mantarın Neden Olduğu Fil Hastalığı)
Resim 14.
Parmaklarda Mantar Hastalığı
Resim 15.
Parmakta Dothiorella Mantar Hastalığı
Resim 16.
Parmaklarda Sclerotinia Hastalığı
Resim 17.
Parmakta Fusarium Çürüklüğü
Resim 18.
Parmakta Nigrospora musae Mantar Çürüklüğü
Resim 19.
Parmakta Siyah Çürüklük Hastalığı (deightonella)
Resim 20.
Tarakta Tepe Çürüklüğü (Gloeosporium musarum)
7.2.2. Yaprak Leke (Sigatoka) (Cercospora musae) Hastalığı
Muz
bitkisinde görülen tehlikeli bir hastalıktır. Cercospora musae mantarının
neden olduğu yaprak leke hastalığıdır. İlk belirtisi yaprağın orta damarı
boyunca ve ona paralel olarak görülen hafif kahverengi yeşil, 0.3-1 mm uzunluğundaki,
yapraklar üzerinde açık sarı lekelerdir. Lekeler, 1 cm uzunluk ve 1.5 cm
kadar genişliğe ulaşarak kahverengiden siyaha dönen bir hat üzerinde
eliptik, hafifçe kuru lekeler halini alır. Lekeler küçük kaldığı zaman
zarar önemli değildir. Fakat lekelerin çevresindeki dokular hızla ölmeye başlar,
ölü kısımların birleşmesiyle yaprağın az veya çok kısmı tamamen
bozulur. Bunların küçük bir miktarı büyür ve oval bir hal alır. Koyu
kahverengine dönüşür, sonra lekelerin orta kısmı ölür. Fotosentez için
gerekli yaprak alanının azalmasına bağlı olarak salkım ve meyveler küçülür.
Yapraklardan sonraki belirtisi meyvelerde görülür. Parmaklar olgunlaşmadan
sararır. Meyveler köşeli ve erken olgunlaşır. Ülkemizde henüz tesbit
edilmemiştir. Dithane M-45, Manep, Kocide DF gibi ilaçlarla kontrol altına alınabilir.
Bu hastalığa karşı Kocide DF 15 lt suya 2 lt yağ ve 300 gr ilaç
eklenerekyapraktan uygulanıyor.
Cercospora
musae mantarının neden olduğu bu hastalık önce yapraklarda, sonraları salkımlarda
ve onların küçükken ve olgunlaşmadan sararması şeklinde görülür.
Denizaşırı ülkelerde mancozeb veya maneb, bakır oksiklorür gibi ilaçlarla
denetim altına alınır.[15]
7.2.3. Yaprak Leke Hastalığı (Kuş Gözü)
(Leaf
Spot - Mycosphaerella musae)
Etmeni
mantardır. Spesifik yaprak patojenidir. Yaprağın fotosentez alımını azaltır.
Bu durum bitki ve meyve gelişmesini olumsuz yönde etkiler. Hastalık Güney Doğu
Asya kaynaklıdır. Fakat buradan tropik bölgelere yayılmıştır. Genç
yapraklarda zarar yapar. Cavendish grubuna giren klonlar yaprak leke hastalığına
duyarlıdır. Subtropik şartlarda görülmemektedir.
Sıcak
ve nemli dönemlerde sorun yaratan bir mantar hastalığıdır. Hastalık önce
yapraklar üzerinde gözle görülebilen küçük lekeler şeklinde ve buların
yaprak orta damarına yakın yerde birleşerek büyük lekeler haline gelmesi
ile görülür. Sigatoga’da olduğu gibi kontrol altına alınır.
Resim 21. Uçakla Muz İlaçlaması
7.2.4. Sigara Ucu Çürüklüğü (Verticillium theobromae) (Cigar ve Rot)
Verticillium
theobromae mantarının oluşturduğu bu hastalık özellikle meyvelerde büyük
zararlar meydana getirmektedir. Puro ucu çürüklüğü, cigar and rot, parmak
ucu çürüklüğü gibi isimler verilen bu hastalık etmeni bir çok ülkede görülmekte,
fakat tehlikeli sonuçlar doğurmamaktadır. Hastalık etmeni V. theobromae
meyveye, her hangi bir şekilde meydana gelen parmak ucundaki yaralardan
girmekte ve sapına doğru ilerlemektedir. Gri bir mantar örtüsüyle kaplanan
meyve ucu yanan bir sigara veya puro ucunun görüntüsünü almaktadır. Hastalık
ülkemizde tesbit edilmiştir ve zarar derecesi önemli değildir.[16]
Batı
ve güney Afrika, Kanarya Adaları, Trinidad ve Queensland gibi ülkelerle
birlikte çeşitli ülkelerin muz alanlarında yaygın şeklde görülmektedir.
Nedeni Verticillium the obroma mantarıdır. Bu mantar yeni doğum yapmış salkım
çiçeklerinin çanak yapraklarında zarar yapar. Sonraları parmaklar boyunca
yayılarak meyve kabuklarını karartır ve tüm dokuyu kaplar. Parmaklar üzerindeki
hastalıklı bölge en sonunda tozumsu spor kümesi ile kaplanır. Bu görünüş
puro ucundaki küle benzer. Salkımların doğumunu izleyen 8-11. günlerde
parmak uçlarındaki solgun çiçek artıkları temizlenerek hastalık denetim
altına alınmalıdır. Gelişmenin bu devresinde anılan çiçek artıkları
elle kolaylıkla temizlenir. Geç kalınırsa temizlenen yerden bol miktarda öz
su akar, bu da meyveyi lekeleyebilir ve görünüşünü bozar.[17]
Resim 22. Sigara Ucu Çürüklüğü
7.2.5. Kordona Yaprak Lekesi
Etmeni
mantar olan bir hastalıktır. Ülkemizde görülmediğinden ayrıntılı bilgi
verilmemiştir. Tipik belirtisi yapraklarda oval, soluk kahverenginde lekeler ve
yaprak kenarlarından orta damara doğru uzayan açık kahverenkli uzun şeritler
halinde çürümüş dokular görülmesidir. Yaprakların büyük bir bölümünü
çürütebilir. Bulaşık alanlar genellikle parlak sarı veya turuncu bir bölge
ile çevrilidir. Bu bakımdan hasta yapraklar belirgin bir şekilde ayırt
edilir. Bu hastalık genellikle zayıf bitkilerde veya ocaklarda fazla bitki
bulunduğu durumlarda görülür. Kültürel önlemlerin düzeltilmesi hastalığı
azaltır. Sigatoga da olduğu gibi ilaçlı mücadele yapılmalıdır.[18]
Resim 23. Kordona Yaprak Leke Hastalığı
Yapraklarda
ayrıca Deightoniella torulosa, Alternaria spp. ve Nigrospora spp. mantar
etmenlerinin yaprak ayası ve orta damarlarında hastalık yaptıkları tesbit
edilmiştir. Bu etmenler, yarasız dokularda hastalık oluşturmakla beraber ,
yaralı olan yapraklarda daha etkindirler. Özellikle dolu yaraları veya rüzgar
yırtılmaları bunların yapraklara girişini artıran unsurlardır.
7.2.6. Panama Hastalığı
(Banana
wilt-Fusarium oxysporum f.cubense) Muz solgunluğu, Fusarium solgunluğu da
denilen bu hastalığa mantar sebep olur. Fusarium oxysporum f.cubense hastalık
etmenidir. Bir toprak mantarı hastalığıdır ve bitkiye köklerden girer.
Duyarlı muzların yumrusunda zarar yapar. Bir visküler solgunluğa neden olur.
Mantar toprakta uzun süre dayanır. Tropikal Asya, Afrika ve Amerika'nın bir
çok bölgelerinde yaygındır. Genel olarak etkili kontrol, sadece dayanıklı
klonlarla yetiştiricilik yapmaktır. Gross Michel klonu Panama hastalığına
duyarlıdır. Bu klonla kurulmuş olan bahçeler bu hastalıktan bahçenin
tamamen ölmesine varacak kadar zarar görmektedir. Bu nedenle yerini Cavendish
grubuna giren hastalığa dayanıklı klonlara terketmiştir. Sıcak toprak ısısı
ve kötü drenaj, yüksek toprak rutubeti yayılmayı arttırır. Bu hastalıkta
subtropik şartlarda görülmemektedir.[19]
Bodur
muzlar bu hastalığa dayanıklıdır. Hastalık, alt yapraklarda kenardan orta
damara doğru parlak sarı bir bant görülmesi ile farkedilir. Bu yapraklar bir
kaç gün içinde solar. Yaprak sapları bükülür, kuruyarak aşağı sarkar.
Sonraları üst yapraklarda kurur ve bitki çürür. Bitkiler herhangi bir
zamanda bu hastalığa yakalanabilir. Eğer meyveler tamamen gelişmeden bitki
bu hastalığa yakalanmışsa bitki ölmeden önce, çok az bir olasılıkla
hasat yapılır. Yalancı gövde içindeki öz su borularında sarı turuncu,
mor kırmızı renkli benekler görülür. Dayanıklı çeşit ve fazla suların
drene edilmesi ile hastalık denetim altına alınabilir.[20]
Ülkemiz
muzlarının köklerinde belirlenen hastalık Fusarium oxysporum’un bir çeşididir.
Panama hastalığının henüz tesbit edilmemiş olması, yok olduğu anlamına
gelmez. Çünkü ülkemizde yetişen muzlar bu hastalığa dayanıklı Cavendish
grubu (Musa cavendishi) muzlarındandır.[21]
Resim 24. Panama Hastalığı
Fusarium
oxysporum f.cubense bitkiye köklerden girer; herhangi bir sebeple köklerde oluşan
yaralanmalar, hastalık etmeninin köklere girişini artırır. Köklerdeki
iletim dokularını tıkayan etmen ana gövdeye (yumruya) ve oradan da yalancı
gövdeye geçerek iletim dokularını tıkamakta, bitkinin besin alışverişini
durdurarak onun solmasına neden olmaktadır. Gerek kök, gerek ana gövde ve
yalancı gövdeden kesit alındığında kırmızı-menekşe rengiyle bu hastalık
kolayca tanınabilir.
7.2.7. Muz Meyvesi Parmak İçi Çürüklüğü
(Fusarium
moniliforme) Muz meyve parmaklarının çiçek burnundan başlayarak, içine doğru
girmiş siyah renkte bir çürüklük veya meyve sırtlarında çatlamalar, çatlak
kısımlardan gelişen siyah çürüklükler şeklinde belirtiler gösterir. Muz
dalının tarakları tamamen açıldıktan sonra, parmaklar henüz dolmadan,
tazeyken, muz parmaklarının ucundaki çiçek artıkları, çiçeklenme
tamamlandıktan sonra elle temizlenirse bu hastalık fazla yaşanmaz. Bu
temizleme muz meyvesinin parmak ucunda sarartma sonrası görülen kararmanın
olmamasını sağlayacak, ayrıca Türk Standartları Enstitüsünün Muz
Standardlarında istenen bir durumu da ortaya çıkacaktır. (Ek Resim 21. Muzda Meyve İçi Fusarium Çürüklüğü)
100
lt. suya 200 gr. Aliette, 200 gr. Hektiram forte, 60-75 gr. Benlate, 200 gr.
Penncozeb 80 WP., Takistin 50 WP, 100 ml. Saprol ilaçları ile yapılacak düzenli
uygulamalar hastalığın kontrol altına alınmasında yardımcı olacaktır.[22]
Bu
hastalık etmeni ve çeşidi Fusarium moniliforme V. Subglutians bitkiye toprak
üstü kısımlarından girerek, yalancı gövde içinde ana gövdeye kadar inen
öz çürüklüğünü oluşturur. Bu mantarın çok sayıda küçük sporları
(tohumları) yaprak kınlarının çürüyen yüzeylerinde hastalık başlatır.
Çürüyen bu yüzeylerde pembesi kırmızı renk değişimleri görülür.[23]
Bu
hastalık ülkemiz muzlarında tesbit edilmiştir.
7.2.8. Kök Çürüklüğü
Akdeniz
bölgesinde muzlardaki hastalık etmenleriyle ilgili yapılan araştırmada köklerde
6, gövdede 1 ve yapraklarda 3 grup belirlenmiştir.[24]
Resim 25. Kök Çürüklükleri
Fusarium
oxysporum, F. moniliforme, F. solani, F. semitectum, F. acuminatum ve
Rhizoctonia spp. gibi mantar etmenlerinin köklere yaralar yoluyla girerek
kararma yada çürümeler yaptığı hastalıklardır. Bu hastalık etmenleri
iletim demetlerinde ilerleyemedikleri için bulundukları yerde kalırlar.
Bunların zarar dereceleri köklerdeki yaralarla doğru orantılıdır. Yani
yaraların çokluğu ölçüsünde zarar dereceleri artar. Bu yaralar ülkemiz
muz bahçelerinde nematodlardan, yüksek dozda verilen kimyasal maddelerin
yakmalarından oluşmaktadır.
Özellikle
nematod saldırısı sonrası yaralanan köklerde gelişen fusarium çürüklükleridir.
İyi bir nematod mücadelesi sonrasında yeni gelişen köklerde görülmez.
Bunun dışında kötü drenajlı topraklarda, fazla suyun zararından meydana
gelen kök çürüklükleri de fazlasıyla görülür. Bu nedenle kimyasal mücadele
öncesi mutlaka iyi bir drenaj sağlanmalıdır.
7.2.9. Armillaria mellea: Bu mantar genel olarak Avustralya ve Güney
Afrika’da görülür. Hastalığa yakalanan bitkilerde büyüme durmakta ve
yaprakların bazıları sararmakta veya ölmüş olup yalancı gövdenin etrafında
sarkmaktadır. Gövdeden kesit alındığında mantarın misel şeklinde beyaz
bir alan oluşturduğu görülür. Ayrıca kahverengimsi-koyu kahverengi alanlar
da görülebilir. İlginç olan bir tarafı kokunun mantar serası kokusunu andırmasıdır.
Önlenmesi tedavisinden daha iyidir atasözü geçerlidir. Hastalığa yakalanmış
bitkilerin toprak altı bölümleri de dahil olmak üzere temizlenip yakarak yok
ettikten sonra, hastalıklı kökün 50-100 cm kadar kısmı örtü altına alınarak
24 saat süreyle 0,5 kg / 10 m2 dozda metil bromid ile ilaçlanmalıdır. Ayrıca
bu çukurlara bol kireç uygulaması önerilmelidir.[25]
7.2.10. Bakteriyel Çürüklük
(Pseudomonas
(xanthomanas) solanacearum) Toprak altında, köklerden başlayarak gövdeye ve
yalancı gövdeye geçen ve bitkiyi göçüren bir bakteri hastalığıdır. Gövde
içinde yumuşak siyah rengi ve yaydığı kötü kokular ile tanınır.
7.2.11. Bakteriyel Noktalı Leke (pin spot) :
Bu
hastalığa ilk defa Güney Afrika’da Transvaal’ın kuzey ve doğusundaki
muz bahçelerinde, soğuk ve nemli geçen 1968 yılının son aylarında
rastlanmıştır. Hastalığa neden şimdiye kadar kesin teşhisi yapılmamış
olan bir bakteridir. Olgunlaşmamış parmaklar üzerinde kırmızıdan esmer
veya siyaha kadar renkli küçük benekler görülür. Bu benekler 2 mm. çapında,
ıslak bir hale ile çevrilidir. Şiddetli enfeksiyonlarda meyvenin kalitesi
oldukça düşer. Meyveler salkımın doğumundan hasada kadar bulaşmaya karşı
çok hassastır. Hastalık meyvelerin içerisine de girdiğinden alışılmış
yöntemlerle mücadelesi zordur.[26]
7.2.12. Moko - Bakteriyel solgunluk: Pseudomanas solanacearum bakterileri neden
olur. Orta Amerika’da Gros Michel ve cavendish muz türlerinde önemli
zararları oluyorsa da Güney Afrika’da henüz görülmemiştir. Hastalık önce
alt yaprakların sararması ile göze çarpar ve diğer yapraklara geçerek
bitkiyi kurutur. Kuruyan bitki çürür ve yıkılır. Bitki gövdesi kesilirse
özsu borularında panama hastalığında olduğu gibi sarı kahve ve mor renkli
lekeler görülür. Hastalıklı rizomlardan alınan kesit yüzeyinden sızan
kurşuni-kahve veya kurşunimsi bakteriyel sızıntı ile panama hastalığından
ayırt edilir. Budama, kesme aletlerinin sterilize edilmesi, dikimde temiz
hastalıksız fideler kullanmak ve genel temizlik kurallarının uygulanması
ile hastalık kontrol edilir.[27]
Resim 26. Moko - Bakteriyel Solgunluk
7.3. Virüs Hastalıkları
7.3.1. Buncy Top Virüs
(Banana
buncy-top virus) Muzlarda görülmeye başlayan bir virüs hastalığıdır. Ek Resim 19. de görüldüğü gibi, bu hastalık daha çok
Avustralya ve doğuda daha yaygın olmakla birlikte Güney Afrika’da görülmemiştir.
Buna karşın çok korkunç bir hastalık olduğu için tarifini yapmakla dikkat
çekmekte fayda vardır. Virüs mekanik olarak değil de pentalonia nigronervasa
afidi ile taşınmaktadır. Muz bitkisi büyümesinin her hangi bir döneminde görülebilir.
İsminin de tarif ettiği gibi bu hastalıkta, hastalığa şiddetli olarak
yakalanmış bitkilerin yaprakları tepede rozet şeklinde toplanırlar. Hastalıklı
bitkilerin boyları kısa olup büyümeleri oldukça yavaştır. Hastalığın
ilk belirtisi yaprak çevresinin alt bölümünde sekonder damarların yanı sıra
veya orta damarda 1 mm den daha küçük koyu yeşil düzenli olmayan şeritlerdir.
Bu şeritler seri halde koyu yeşil noktalardan tutunuz da kenarlar tırtıklı
devamlı koyu yeşil çizgiler durumunda görülür. Daha kıvrılmamış olan
yapraklarda sekonder damarlar boyunca soluk beyaz şeritler görülebilir.
Yaprak anormal bir şekilde yani tepeden başlayarak honiyi anımsatan bir görünüşte
açılım yapar. Hastalıklı bitkilerin kök sistemlerinde görülen çürüme
derecesi sağlıklı bitkilere oranla daha fazladır. Belli başlı iki kontrol
metodu vardır. Hastalıklı bütün fideleri yok etmek ve hastalıklı fideleri
üretimde kullanmamaktır.[28]
Resim 27. Bunchy Top Virüsü Yayılma Alanları
7.3.2. Boğaz Tıkanması
(Choke
Throat) En önemli virüs hastalıklarındandır. Salkımın anormal doğması
veya boğaz tıkanması şeklinde görülür. Bu hastalığa yakalanmış
muzlarda, özellikle kışın ve ilkbaharda, salkım boğazdan tamamen çıkmaz.
Gövdeden çıkmadan açılır. Kendini dışarıya zor atmış gibidir. Bu
hastalığa karşı dayanıklı çeşitler seçilmeli, hastalıklı bitkilerin
fideleri kullanılmamalıdır. Bodur muz Güney Afrika’da yıllarca başarı
ile yetiştirilirken istenmeyen bazı özellikleri, örneğin kışın ve
ilkbahar başlangıcında bitkinin salkımı boğazından tamamen doğurmadığı
görülmüştür. Bu boğaz tıkanması olarak adlandırılmıştır. Bu durumda
olan salkımlar, güneşe karşı yapraklar tarafından iyi korunmadıklarından
güneş yanıklığından etkilenirler. Güneşe bakan bu salkımlar genellikle
küçük, kalitesiz olur ve bir sandığı doldurabilmek için bir kaç salkıma
gereksinim duyulur. Ayrıca bu salkımlar mantari hastalıklara, örneğin cigar-end
hastalığına duyarlı olurlar. Yetiştiriciler için ekonomik açıdan oldukça
fazla kayıplara neden olduğundan kış soğukları istenmez. Boğazı tıkanmadan
normal doğum yapan bitki yetiştirebilmek için iki yol vardır. Dwarf
cavendishi plantasyonlarından üstün olanlarını seçmek ve diğer ülkelerden
yeni muz çeşitleri getirmek.
7.3.3. Mozayik Virüsü
Genç
yapraklar üzerinde, küçük yeşilimsi sarı lekeler halinde görülür. Bu
lekeler damar aralarındadır. Bunun arkasından bitkide çalışmama, şiddetli
bir mozayik, yaprakta şekil bozukluğu (deformasyon) ve bodurluk görülür.
Meyvelerde de benzeri bir durum gözlenir. Meyvelerde şekil bozuklukları oluşur.
Resim 28. Yaprakta Mozaik Virüsü Aşamaları
Muz'da
ilk defa Alanya'da 1973 yılında Hıyar Mozaik virüsünün zararı tesbit
edilmiştir. [29]
7.3.4. Mücadelesi
Virüs
hastalıklarına karşı ilaçlı mücadele kesinlikle yoktur. Tamamiyle kültürel
önlemler uygulanabilir. Bunlar,
Hastalık
belirtisi gösteren bitkiler sökülmeli, artıkları toplanıp bahçeden çıkarılmalı
ve yok edilmelidir. Hastalık belirtisi gösteren bitkilerin fideleri kesinlikle
üretim amacıyla kullanılmamalıdır.
Hastalığın
bulunduğu bilinen bitkiler ve bu hastalığa yakalanabilen ve hastalığın taşınmasına
neden olan hıyar, kavun, kabak ve diğer kabakgiller, domates, mısır, biber
gibi bitkiler muz bahçeleri içerisinde veya çevresinde yetiştirilmemelidir.
Bahçe
içerisinde ve çevresinde yabancı ot mücadelesi sürekli yapılmalıdır.
Meyve
kesim bıçakları ile onarım-budama bıçak ve aletleri hasta bitkiler
kesildikten sonra dezenfekte edilmelidir. Bu amaçla Hypo çamaşır suyu veya
benzeri bir dezenfektan kullanılabilir.
7.4. Fizyolojik dengesizlikler
7.4.1. Meyve Kabuğu Dengesizliği (Goos flesh) -
diken diken olmuş deri): Goos flesh muz meyve kabuğuna etki eden fizyolojik
bir dengesizliktir. Bu dengesizliğin belirtileri sadece olgun meyvelerde görülmekte
ve bu zararın derecesi az veya çok şiddetli olmaktadır. Etkisi altında kalmış
bulunan meyve solgun ve buruşuk görünüşte olup meyve dış kabuğu soyulduğunda
meyve kahverengi renk alır. Meyvenin pazar değerini düşürür. Goos flesh
meyve kabuğu dengesizliği daha çok bağıl nemin düştüğü ve kurak geçen
kış mevsimlerinde görülür. Meyvelerin olgunlaşmaya başladığı andaki
nemin de meyve kabuğu üzerinde belirli bir etkisi olduğu görülmüştür. Bu
nedenle meyve kabuğunun nem içeriğinin bu hastalıkta yaşamsal önemi vardır.
Belirtileri hücre yapısının alt epidermalindeki dağılmalardan başlar. Hücrelerin
bileşimindeki bozukluk, olgunlaşma anında meyve kabuğunun kısmi su kaybı
sonucudur. Muzun olgunlaşması fazla miktarda nişastanın eriyebilir
karbonhidratlara çevrilmesi ile karakterize edilir. Bu reaksiyon meyvenin
ozmotik basıncını oldukça artırdığı için kabuktan meyveye su hareketi
olur. Güney Afrika’da yetişen bodur muzlar Madagaskar meyvesi ile karşılaştırıldığında
oldukça kurak karakterlidir. Meyve olgunlaşması sonucu meye kabuğunda görülen
dehidrasyon Güney Afrika muzlarının hücresel yapılarında plasmolysis ve dağılma
olayını başlatmakta, fakat bu durum meyve kabuğu nem içeriği yüksek olduğu
koşullarda görülmemektedir. Şimdiye dek bu dengesizliğe çözüm olarak bir
öneri yoktur.[30]
[1] Mendilcioğlu Kadir ve ark. A.g.e. s.53
[2] Milne ve Villiers, 1961
[3] Ketch,1975
[4] Gürdemir, 1979
[5] Gürdemir, 1979
[6] Cobb, 1983
[7] Gürdemir, 1979
[8] Yüksel, 1966
[9] Yüksel, 1966
[10] Keyder, 1962
[11] Villiers, 1973
[12] Villiers, 1973
[13] Wentzel,1973
[14] Jakobs, 1973
[15] Brodrick ve arkadaşları,1973
[16] TURAN Kenan, 1989
[17] Brodrick, 1973
[18] Brodrick, 1973
[19] Mendilcioğlu Kadir ve ark. A.g.e. s.53
[20] Brodrick ve Frean, 1973
[21] TURAN Kenan, 1989
[22] ULUKIŞ İsmail Dr. Muz meyvesi laboratuvar analiz sonucu, 19.12.1999 tarih 98/407 örnek kayıt nolu analiz raporu, ANTALYA
[23] TURAN Kenan, 1989
[24] TURAN Kenan, 1983
[25] Brodrick, 1973
[26] Brodrick, 1973
[27] Brodrick ve Brean, 1973
[28] Brodrick and loest, 1973
[29] Salih ve Nas, 1975
[30] Banana series. J 14/1973